Durmayacaklar
İsrail 56. günde, yani Cuma günü Gazze Şeridi'ne yeniden bomba yağdırmaya başladı.
Bir haftanın ardından yine masum siviller enkazlar altında kalarak şehit oldu.
O büyük insanlık ayıbı kaldığı yerden devam etti, dünya izledi.
Dünya zaten İsrail'i eskiden beri sadece izliyor.
Ses çıkaran, zulme karşı çıkan ülkeler var elbette.
Başta gelenlerden biri de Türkiye ama bu zulmün durması için çok daha fazlası gerekli.
İsrail, "insani ara" dediği ateşkes dönemini zaten saldırıların bir sonraki aşamasına hazırlanmak için kullandı.
Cuma günü de bunu gördük. "Orası güvenli" deyip insanları gönderdiği güneydeki Han Yunus'u da savaş bölgesi ilan etti. Gerçi etmese de vuruyordu ya...
Ama durmayacakları açık ki bunu kendileri de doğrudan söylüyorlar.
Mesele şu ki, yarın bir gün olur da katliamlar yaptıkları Gazze Şeridi'nde amaçlarına ulaşırlarsa da durmayacaklar. Çünkü hedefleri bunun çok ötesinde ve o büyük plan çok uzun zamandır, tarihten bu yana adım adım ilerletiliyor.
Biraz geçmişi kurcalamak, çok not bir tablo ortaya çıkacak.
Buyurun kendi gözlerinizle görün.
1880... Rusya'dan ilk Yahudilerin Filistin topraklarına göçü. 100 bin kişiydiler.
17 yıl sonra... 1897'de ilk Dünya Siyonist Kongresi İsviçre'de düzenlendi. O kongrede Theodor Herzl bazı kararlar aldı. Önemli bir adım daha atıldı.
1916'da karşımıza Sykes-Picot Anlaşması çıkıyor. Osmanlı'nın Ortadoğu'daki toprakları gizlice paylaşıldı. Çarlık Rusyası yıkılmasa kimsenin haberi olmayacaktı. O topraklar zaten kâğıt üzerinde Yahudilere aktarılmıştı.
Bir yıl sonra... 1. Dünya Savaşı devam ediyor. 1917'de Balfour Deklarasyonu açıklandı. İngiltere, Filistin topraklarında Yahudilere devlet kurmaları için icazet verdi.
Bu arada 1914'ten beri 1. Dünya Savaşı yaşanıyordu. Avrupa zaten birbirine girmiş durumdaydı. Herkesin gözü Almanya'dayken, o kaosun içinde, gölgeler arasında meğer bir başka plan tıkır tıkır işletiliyordu.
1918'de büyük savaş bitti. Birkaç yıl sonra, 1926'da bir Balfour Deklarasyonu daha yayınlandı. Yine kararlar alındı.
O dönemde ABD sert tepki gösterdi. "O bölgede bir Yahudi devleti kurarsanız, önümüzdeki yüzyıllarda yeni çatışmaların ortaya çıkması için zemin hazırlarsınız" dedi. Bugün de olan bu ama geçmişin aksine, İsrail'in katliamlarının asıl destekçisi ABD...
Bu kadarla kalmadı elbette.
İlerleyen yıllarda büyük Yahudi kitleleri Filistin topraklarına göç etti. Plana hız verilmişti. 1947'de Filistin'de Yahudilerin sahip oldukları toprak miktarı yüzde 6'ydı. Buna karşılık Yahudiler o dönem oradaki nüfusun yüzde 30'una ulaşmıştı.
1947'de Birleşmiş Milletler tarafından Taksim Planı açıklandı, tablo değişti. Yahudilerin yüzde 6'lık toprağı birden yüzde 53'e yükseliverdi.
Yüzde 70 nüfusa sahip Filistinlilerin toprakları azınlıkta kaldı.
Üstelik ortada daha İsrail diye bir devlet yok.
Ama plan işliyordu.
1948'de İsrail devleti ilan edildi. İsrail daha fazlasını istedi. Hemen ardından Nekbe... Filistinlilerin kendi topraklarından kovulduğu büyük sürgün geldi.
1948, 1956, 1967, 1973 savaşları takip etti. Ardından 2006'da Hizbullah'la savaş... 2014'te Gazze'ye saldırılar. Bunların her biri, bazı geri adımlar olmakla birlikte İsrail'in nihai amacına doğru attığı adımlar olarak tarihte yerini aldı. Arada iki intifada da vardı.
Ve Gazze Şeridi'ne 7 Ekim'den beri düzenlenen saldırılar, yapılan katliamlar.
Ta 1880'lerden günümüze savaşlar, diplomatik oyunlar ve kurgulanan planlar silsilesiyle geldik.
Günümüzde tablo bu...
Parçalanmış, lime lime edilmiş ve işgale uğramış bir Batı Şeria ve adeta taş taş üstünde kalmamış, 2 milyona yakın nüfusu kendi topraklarında mülteci durumuna düşmüş Gazze Şeridi.
7 Ekim bu uzun ve planlı sürecin sadece son aşaması.
Ama tüm sürecin son halkası olmayacak.
Çünkü görünen o ki devamı da gelebilir.
Çünkü İsrail Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimleri genişletmek için karar aldı.
Ve Gazze Şeridi'ni de yeni bir Batı Şeria'ya dönüştürmek istiyor.
Üstelik görünen o ki İsrail'in daha ileri niyetleri, bir "büyük hedefleri" de var.
Aslında geçmişten bugüne yaşananlar da o büyük hedefe giden taktik safhalar.
100 yıldan fazla bir süredir belirli dürtülerle hareket eden bir yönetim grubu, sonra bir devlet, bunu destekleyen bir kamuoyu ve diaspora var. Üstelik finans olarak, politik olarak çok güçlüler. Özellikle de ABD ve diğer batılı ülkelerde. O gücü kullana kullana bugüne geldiler.
Geçen 140 yılda olanları göz önünde bulundurunca, gelecek 100 yılda yaşanacakları, en azından atılmak istenen adımları tahmin etmek zor değil. Hele ki "vadedilmiş topraklar" Siyonistler için hiçbir zaman gündemden düşmeyecekken.
Sözün özü, uyanık olmak gerekli. Geçmiş unutup, geleceğe dair rehavete kapılmamalı. Çünkü büyük hedeflerindeki vadedilmiş topraklar, yani Arz-ı Mev'ud Ortadoğu'nun büyük kısmının yanında, Türkiye'nin bazı topraklarını da içeriyor.
Yazarın diğer yazıları

#CANLI Günün Manşeti 24 TV'de başladı

Cumhuriyet altını kaç para? Çeyrek altın ne kadar oldu? 3 Nisan 2025 Perşembe güncel altın fiyatları

Simpsonlar yine bildi! Bir kehanet daha gerçeğe dönüştü

Kırmızı bültenle aranan 5 kişi Gürcistan'dan Türkiye'ye getirildi
